Yaşadığımız hayattan bir zevk almak, mutlu bir hayat yaşamak istiyorsak olumsuz ve kötü olarak nitelendirilen davranışlardan uzak durmalıyız. Dînimiz insan hayatının her alanında insanların huzurunu ortadan kaldıran davranışları yasaklayarak biz inanan insanlara mutlu bir hayatın reçetesini sunmuştur. Müslümanlar olarak bizler huzurlu bir hayat için dînimizin bu emirlerine uymak zorundayız. Nefsimizin ve şeytanın vesvesesi ile işlediğimiz veya başka birisinin işlemiş olduğu olumsuz hâl ve hareketler, onları işleyenlerin suçu ve eksikliğidir. Bir müslüman aşağıda açıklayacağımız olumsuz ve kötü olan davranışları işlemişse bu İslâm’ın değil o kişinin hatâsıdır ve dînimiz bu hususları yasaklamıştır. Bazı müslümanların işlemiş oldukları hatalara bakarak bize rahmet olarak gönderilen İslâm dîninde bu gibi hareketlerin câiz olduğunu söylemek yapılabilecek olan hataların en büyüğüdür. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu biz Kur’ân ve sünnetten öğrenmeliyiz ve öğrendiğimiz bu hususları aile efrâdımıza anlatarak onların da bu hatalara düşmelerine engel olmalıyız.
İÇKİ VE KUMAR
İçki içerdiği alkolün tesiriyle kişinin beyin hücrelerinin fonksiyonlarını işlemez hâle getirir. Böyle olunca da kişi ne yaptığını bilmez bir hâle gelir. Ayrıca vücûdun bir çok organının rahatsızlanmasına yol açar. İslâm kişinin aklını ve canını emniyet altına almıştır. Bunlara (cana ve akla) ne bir başkası ne de kişinin kendisi zarar veremez. Kişinin yaptığı hareket sadece başkasına verdiği zararla değil, kendisine de verdiği zararla değerlendirilir ve yapılıp yapılmaması bu ölçü ile belirlenir. İslâm’ın kişilere verdiği hürriyetin sınırı şudur: Eğer bir fiil yapıldığı takdirde kişinin kendine veya başkasına maddî veya mânevî zararı oluyorsa bu fiili yapmak için o kişinin hürriyeti yoktur. Eğer zararı yoksa kişi o fiili yapabilir. Fakat bir şeyin zararlı veya kötü olup olmadığının tesbiti kişilerin kendi reyine (görüşüne) göre değil, bilakis dînimizin ortaya koyduğu ölçülere göre tesbit edilir. Eğer bir konu hakkında kesin bir nass (âyet veya hadis) yoksa, o zaman İslâm’ın rûhuna uygun olmak şartıyla ehil kişilerin görüşlerine göre (ictihad, kıyas, icmâ) tesbit edilir.
İşte içkinin haramlığı ve kötü olduğu âyet ve hadislerle sabit olmuştur. Kişi az da içse, çok ta içse farketmez, haramdır. Çünkü içki içildiği takdirde kişinin sağlığının tehlikeye girmesi ve etrafa zarar vermesi sözkonusudur. Etrâfa verdiği zarar sadece bağırıp çağırmak değil, Allah’ın kendisine verdiği rızkı haram olan bir yerde harcayarak ailesinin rızkını noksanlaştırması, içkili hâlde eve gelerek evlâd u iyâlini rahatsız etmesi…v.b. gibi hususlar hep kişinin başkasına verdiği zararlar içersine girmektedir. İçkinin içilmesi, alınması, satılması, ikrâm edilmesi, îmal edilmesi haram kılınmıştır. Fakat insanoğlu kendi kendine zulmettiği ve câhil olduğu için kendisi hakkında şer olan bir şeyde hayır, fayda, medet umabiliyor. Ne kadar büyük bir gaflet!…
Alkollü olan, sarhoş edici özelliği olan içkinin adı ne olursa olsun farketmez, hepsi haramdır. (rakı, vodka, şarap, cin, bira, wiski, şampanya v.b.). Unutmayalım ki; Peygamberimiz (s.a.s.) ümmetinden bir taifenin, içkiyi ismini değiştirerek içeceklerini ve bunu helâl sayacaklarını haber vermiştir. (Râmuz) Unutmayalım ki; haramı helâlden saymak kişiyi îmandan eder. Çoğu haram olan şeyin azı da haramdır. İsterse bir zerrecik içilsin farketmez, günahı muciptir.
İçki kötülüklerin anası ve anahtarıdır. İçki içenin vücûdunda içkinin tesiri kayboluncaya kadar namazı kabul olunmaz, karnında içki varken ölen cahiliyye ölümü ile îmansız olarak ölür. İçki içen kişi annesinin, teyzesinin, halasının üstüne düşmüş gibi olur. Yani kendi yakınlarıyle zinâ etmiş gibi günaha girer. (Râmuz).
Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır ve her sarhoşluk veren şey de haramdır. (Râmuz) içki gibi insanı uyuşturan, kendinden geçiren, sarhoş eden esrar, eroin gibi uyuşturucu maddeleri de içmek, îmal etmek, satmak, sattırmak haramdır.
Kumar da kişinin kazancını oyun masalarında kaybetmesine, aile efrâdının rızkını heder etmesine, ailelerin parçalanmasına sebep olan kötü bir davranıştır. Kumarın her türlüsü yasaklanmıştır. İki kişinin iddiâya girmesi de bir kumardır. Kumar şeytanın pisliklerinden bir pisliktir ve şeytanın, insanların arasını açmak için kullandığı bir silahtır. (Bakara (2) 219). İnsanların kumar alışkanlığına yakanlanmalarını önlemek için çocukların kumara benzeyen oyunları bile yasaklanmıştır. Kumar oynayıp ta namaz kılan kişinin misali irin ve domuz kanı ile abdest alan kişinin misâli gibidir. Allah onun namazı kabul olsun der mi? (Râmuz) Kişi parayı ben kazandım; onu istediğim yerde harcarım diyemez, çünkü ona çalışıp kazanma gücünü Allah vermiştir. Mülkün sahibi O’dur. Mülkün de nasıl kullanılacağını ancak O bilir ve bize verdiği nîmetlerinin de helâl ve temiz olanlarını yapmamızı ve kullanmamızı istemiş, haramdan ise sakınmamızı emretmiştir. O’nun bize ihsân buyurduğu şeyleri O’nun rızâsına uygun olarak kullanmak gerekir.
HIRSIZLIK VE GASP
Bir kimsenin hakkı olmadığı, sahibi olmadığı bir şeyi sahiplenmesi, çalması, başkasının hakkına tecâvüz etmesi dînimizce haram kılınmıştır. Herkes kendi elindekinin sahibidir ve kimse kimsenin malına el uzatamaz. Bu kul hakkıdır ve Allah’ın affetmediği bir günahtır. Kul hakkının affedilmesinin tek yolu hakkına tecâvüz edilen kişiden helâllik dilemek ve onun için hayır duâda bulunmaktır. Dînimiz bir iğne gibi küçücük bir şey bile olsa onun çalınmasına, sahibinden izin alınmadan kullanılmasına müsâade etmez. Başkasının sahip olduğu bir şeyi gaspetmek kadar alçaltıcı bir davranış yoktur. Böyle bir davranışı yapan karşı tarafa zulmetmiş olur ve bu hareketinin cezası da cehenneme girmektir. (Nisâ, 29-31) Bir kimse hırsızlık yaptıktan sonra pişman olur ve tevbe edip hâlini düzeltirse Allah (c.c.) onu bağışlar.
RÜŞVET VE İLTİMAS
Bir kimsenin hakkı olmadığı halde, bir şeyi bazı menfaatler karşılığında elde etmesi dînimizce yasaklanmıştır. Böyle bir şeyi yapmak gerçek hak sahiplerinin haklarına ulaşmalarına, zulme uğramalarına ve mahrumiyet içersinde kalmalarına sebep olur. Bu da kul hakkına tecâvüzdür. Rüşvet ve iltimas yoluyla başkalarının hakkına tecâvüz etmek ve hakkı olmadığı bir şeyi elde etmeye çalışmak haramdır.
Rüşvet alan da, veren de Allah (c.c.)’ın ve Resûlullah (s.a.s.)’ın lanetlerini üzerine almış olur. Dînimiz haksız kazancı yasaklamıştır. Rüşvet de haksız olarak başkasının sırtından geçinmektir.
ZİNA VE FUHUŞ
İnsanoğlunun ilâhî, melekî, behîmî (hayvânî) yönleri vardır. İnsanın behîmî ihtiyaçları yeme, içme ve cinselliktir. İşte kişinin behîmî ihtiyaçlarıdan birisi olan cinsî ihtiyâcı gidermek için gayr-i meşrû yola tevessül etmek dînimizce yasaklanmıştır. Kişi bu yöndeki ihtiyacını ancak evlilik yoluyla giderebilir. Kişiyi zinâya götüren bütün yollar dînimizce kapatılmıştır. Aile ve nâmus kutsaldır. Aile bütünlüğünü bozacak ve nâmusa halel (leke) getirecek her türlü davranıştan kaçınmak gerekir. Aile bütünlüğünü bozan sebeplerden bir tanesi de zinâ ve fuhuştur.
Rabbimiz her türülü fuhşiyatı nehyetmiş, gerek erkek, gerek kadın olsun bütün mü’minlerin namuslarını muhafaza edip haram olan şeylere tevessül etmemelerini emretmiş ve bunların mü’minlerin sıfatlarından olduğunu açıklamıştır. Zinâ yasaklanmış ve kötü bir davranış olarak nitelendirilmiştir. Kişinin zinâ etmesine vesîle olan herşey yasaklanmıştır. Kişi kendisine nikahı düşen birisiyle başbaşa halvette kalamaz. (Buhârî) Harama bakamaz, haramların işlendiği yere gidemez. Nâmahreme (kişinin kendisine nikahı düşen, kendisiyle evlenmesi câiz olan) bakan gözler, onu tutan eller ve o fiilin işlendiği yere giden ayaklar zinâ etmiş olurlar. (Râmuz) Zinâ etmeyi düşünen kalp de zinâ etmiş olur. Gençlerin harama girmesine sebep olan ve adına flört denen nikah öncesi birlikteliğin dînimizde yeri yoktur. Kul zinâ ederken îmânı ondan çıkar ve bir gölge gibi başının üzerinde durur. Kişi bu günahtan çekilince imânı geri döner. (Râmuz) Zinâya devam eden kişi putperest gibidir, puta tapan insan gibidir. (Râmuz)
Netice olarak diyebiliriz ki; dînimiz kişinin kendisine ve çevresine karşı olan davranışlarının nasıl olacağını tespit etmiştir. Bu yazımızda olumsuz olan davranışları ele aldığımıza bakarak İslâm’a yasakçı bir dîn demek yanlış olur. Biz bu yazımızda bu hususları ele aldık ama dînimiz bu yasaklara karşılık bir çok hayırlar emretmiştir. İnsanı uyuşturmayan, ona zarar vermeyen içecekler, helâl kazanç yolları, meşrû bir evlilik, doğruluk, kardeşlik, ihlâs, takvâ, meşru ve içine haram karışmamış olan ticâret…v.b. hep serbest bırakılmış olan ve kişinin hem kendisine, hem de çevresindekilere faydası olan davranışlardır. Kişinin yaptığı iyilik kendi lehine, yaptığı kötülükte kendi aleyhindedir.
*** ( Bu yazı 2005 yılından önce yazıldı )
Hasan Kuş