İnsan hayatının çeşitli dönemleri vardır. Bebeklik, çocukluk, gençlik, olgunluk, yaşlılık diye sınıflara ayırabileceğimiz dönemlerin her birinin ayrı ayrı özellikleri vardır. Fakat içerisinde gençliğe ilk adım atılan, büluğ (ergenlik) döneminin yaşandığı gençlik döneminin özellikleri ve önemi diğerlerinden farklıdır.
Büluğ dönemi kızlarda 9-12, erkeklerde 12-15 yaşları arasında meydana gelmekte ise de, bu olayın gerçekleşmesi mevsim ve ülkelere göre farklılık arzeder. Bir gencin en geç 15 yaşında büluğa ermiş olması gerekir. Bu yaşa geldiği hâlde ergenlik belirtileri görülmeyen kişinin doktora gitmesi ve durumunu anlatıp tedavi olması gerekir.
ERGENLİK DÖNEMİNDE GENÇLERDE GÖRÜLEN DAVRANIŞ ÇEŞİTLERİ
Büluğ çağının başlamasıyla birlikte dînî sorumluluklarda başlar. Büluğ çağına gelen gençlerde fizîkî, rûhî ve duygusal değişiklikler başlar. Soyut düşünmeye başlamıştır, olaylar karşısında itirazcı olmaya dikkafalılık etmeye başlamıştır. Her şeyi kendi düşünce ve kendi doğru anlayışına göre değerlendirme çabasındadır.
Okul ve ailesinden çok arkadaşlarına önem verir. Kendini ortaya koyma, ben de büyüdüm, adam oldum, ben de bilirim havasındadır. Çelişkili davranışlar görülür. Bazen kendilerine aşırı güvenirler, bazen de kendilerinden korkar ve cesaretsiz olurlar. Bazıları itaatkâr, bazıları araştırıcı, bazıları şüpheci, bazıları dikkafalı ve bazıları da inkarcı olabilirler.
Gençlerin, bu saydığımız özelliklerin hepsini yaşamaları diye bir şey söz konusu değildir. Biz genel olarak ne gibi değişikliklerin olabileceğini ifade etmeye çalışıyoruz. Ve bu değişiklikleri gencin aile ve çevresine isyanı değil de onun normal bir gelişimi olduğunu ve gençlere hoşgörü ve anlayışla yaklaşarak, ılımlı davranarak yardımcı olunması gerektiğini ifade ediyoruz.
Bu rûhî ve duygusal değişikliklerin yanında bazı fizîkî değişiklikler de olur. Bu yazacaklarımız lütfen yanlış anlaşılmasın. Biz bu konuları öğretmek ve dinin bu konudaki temel hükümlerini açıklamak istiyoruz. Böylelikle gençlerin doğru bilgi sahibi olmalarını sağlamak istiyoruz. Arkadaş çevresi ve kulaktan duyma yanlış ve eksik bilgi batağına saplanmamalarını istiyoruz. İlimde hâyâ olmaz düstûrunu biliyoruz. Şehevî duygulara değil, beyin ve zihinlere hitabederek ilmî ve dînî olarak bu konu ile ilgili bazı hususları açıklamak istiyoruz.
Boyun uzaması, sesin değişmesi, sivilceler, karşı cinse yakınlık hissetme, vücut hatlarının değişmesi, cinsel organdan meni denilen ve insana zevk veren sıvının gelmesi (bu hâl uyurken rüyada veya uyanıkken olabilir, uyurken olursa buna ihtilam veya cünup olma hâli denir), kızların cinsel organlarından kan gelmeye başlaması gibi değişiklikler büluğ çağına girildiğinin habercisidirler.
Bu değişikliklerin başlaması; çocukluğun sona erdiğinin ve gençlik döneminin başlamasının işaretidir. Bu döneme eren gençlerin yaşadıkları bu değişiklikler onların büyüyünce; kızların anne, erkeklerin de baba olabileceklerinin işaretleridir. Ergenlik dönemine yakın yaşlarda kız veya erkek çocuğa bu dönem ve meydana gelebilecek değişiklikler hakkında bilgi vermemek veya bilen ehil kişiler tarafından çocukların gerekli bilgilerle donatılmaması, maalesef bu döneme giren çocukların maddî ve mânevî dünyalarını olumsuz olarak etkilemektedir.
Bununla ilgili olarak “Peygamberimizin Sünnetinde Terbiye” isimli kitabında terbiyeyi genel olarak inceleyen ve ‘cinsel terbiyeyi’ de ayrı bir bölüm halinde inceleyip araştıran ve bu konu ile ilgili bilgileri açıklayan İbrahim Canan’ın kitabından şu paragrafı sizlere sunmak istiyorum. “Günümüzde, bilhassa memleketimizde, her nedense orta tedrisâtta pek çok tâlî şeyler öğretilirken bu hayâtî bilgilere yer verilmemektedir. Kız olsun erkek olsun bütün çocuklar, azırlıksız olarak büluğ çağının bedenî ve hissî değişmelerine mâruz bırakılmakla büyük hata edilmektedir. O kadar ki, hayız (ay hali) kanaması başlıyan genç kızlarımızın bir çoğu, bu husustaki bilgisizliği sebebiyle, <kanser olduğu> vehmiyle dehşete düşmektedir.” (a.g.e. S:317)
BÜYÜKLERİN ERGENLİK DÖNEMİ GENÇLERİNE YAKLAŞIRKEN UNUTMAMALARI GEREKEN HUSUSLAR:
Ergenlik çağındaki gençlere iyi, samimi, dostça ve kolayı tavsiye edici bir şekilde yaklaşmalıyız. Onları anlamaya ve her yönleriyle tanımaya ve ona göre davranmaya çok dikkat etmeliyiz. Hoşgörülü ve anlayışlı olmalı ve bazen özverili olup belirli sınırlar içerisinde bazı tavizler vermek gerektiğini unutmamalıyız.
Bu konu ile ile ilgili yazımızı tamamlarken, konu ile ilgili Peygamberin sünnetinde gerekli araştırmayı yapan İbrahim Canan’ın konu ile ilgili ulaştığı sonuçları vermeyi uygun görüyoruz.
“Cinsî bilgi mevzûunda sünnette anlatılanlar ışığında şu sonuçları çıkarabiliriz:
- Ferdin hayatında cinsiyet mühim bir yer tutmaktadır, onunla ilgili meseleler ihmâl edilemez.
- Bu meseleler bâzen birini, bâzen de kadın erkek her ikisini birden ilgilendirir.
- Cinsî meselelerle ilgili problemlerin anlatılmasında ve lüzumlu bilgilerin elde edilmesinde =utanma= sebebiyle ihmâl câiz değildir. Ancak hayâ perdesini yırtıp, müstehcenlik havasına bürünmek de uygun değildir. Mümkün mertebe kinâye, teşbih ve îmâ yollarından biriyle her problem ele alınmalıdır.
- Kadın veya erkek, problemini karşıt cinse, anne-baba gibi yakın akrabaya v.s. anlatabilir. Kadının kadına, erkeğin erkeğe açması, anlatması âdâba daha uygundur. Böyle yapılması birbirini anlamada kolaylık sağlar.
- Temel eğitim bahsinde (adı geçen kitabın 119-122. sayfalarında) belirtildiği üzere, mükellefin bilmesi gereken her çeşit bilgiyi önceden çocuğa vermek bir vecîbe olması hasebiyle, gerek kıza ve gerek oğlana, cinsî bilgilerin yukarıda belirtilen şartlar dâhilinde verilmesi gerekmektedir. Bülûğdan itibaren çocukların evlendirilmesi ile ilgili dînî prensip, bu bilgilerin bülûğla birlikte meydana gelecek biyolojik değişikliklere terettüp edecek ve bununla ilgili bilgilerle kalmayıp, karı ve kocanın hak ve vazifeleri, cinsî münasebet ve âdâbı, cinsî sağlık, çocuk bakımı, erkek ve kadının aile içerisindeki rolleri, her birinin kendi rolleriyle ilgili bilgi ve mahâret gibi konularla her şeye şâmil olduğunu göstermektedir.
Son olarak şu noktayı belirtmemiz gerekir. Zamanımızda bazı çevrelerde söz konusu edilen =okul öncesi= devreden itibaren cinsî bilgiler vermek, cinsiyetle ilgili sahneler göstermek fikrine katılmıyoruz. Esasen böyle bir davranış günümüzde hakim olan =yeni terbiye= anlayışına da zıttır. Zira öncede belirttiğimiz gibi yeni terbiye çocuğa, tecessüs ve merakına göre, öğrenmek istediği şeyler istikametinde talimde bulunmayı esas almaktadır. (((Neyi ne zaman merak ederse anlatmak, neyi ne zaman görmek istiyorsa göstermek gibi edeb, ahlâk, mahremiyet tanıman bir anlayıştır bu. İslâm’ın ahlâk anlayışında böyle saçmalığa yer yoktur.))) Cinsiyet meselesindeki bu aceleciliğe ihtiyaç nereden geliyor ve kaynaklanıyor? Anlaşılmaz ve anlaşılması zor bir şey! Bizzat birçok batılı terbiyeciler bunun zararlı olacağına dikkat çekmektedirler. (a.g.e. S:316-318 / ( Parantez içi yorumlar tarafımızdan yapıldı.)
Sözü bağlamadan önce Ali Rıza Demircan’ın “İslâm’a Göre Cinsel Hayat” kitabından bahsetmek istiyorum. Bu kitap alanındaki boşluğa dikkat çekmiş ve onun için kaleme alınmış ve defalarca basılmak sûretiyle bu konudaki İslâmî bilgileri müslümanlara ulaştırmıştır. Yazar kitabında cinsel bilgi öğretiminin farz olduğunu, usûlüne uygun olarak bu konu ile ilgili gerekli bilgilerin, cinsel helal ve haramların anlatılmasının lüzûmuna işaret ediyor. Ayrıca Peygamberimizin (s.a.s.) zamanında bırakın erkekleri, kadınların özellikle de ensâr kadınlarının cinsel konularla ilgili sorular sorduğunu Rasûlullah’ın da usûlüne uygun cevap verdiğini ve bu şekilde ilimde hayâ etmeden öğrenmek kasdıyla sorular sorup, hayâ duygusunun dinlerini öğrenme hususunda onlara engel olmadığını hadisler ışığında açıklıyor.
Ergenlik ve cinsellik ile ilgili konuları ele alan, İslâmî açıdan aile hayati ve çocuk terbiyesini ele alan kitabların evlenmeden, aile kurmadan önce her müslümanın okumasının, kurulacak olan ailelerin huzuruna ve haramlardan kaçarak helâl dairesi içerisinde mutlu bir hayat yaşamalarına vesile olacaktır diye düşünüyoruz. Bu yazıyı yazmaktaki niyetimiz hayra vesile olmaktır. Niyet hayır inşaallah akibet te hayır olur ve okuyucuların ufkunu hayırlı yönde açar ve genişletir.
*** ( Bu yazı 2005 yılından önce yazıldı )