Dinimiz çalışmayı, üretmeyi emretmiş, sermayenin âtıl bir vaziyette durmayıp; işleyerek büyümesini ve faydalı bir şekilde kullanılmasını tavsiye etmiştir. Ülke insanının birikimlerini yastık altında tutmaktan alı koymak, onları ülke ekonomisi ve şahsî menfaatler açısından değerlendirip, verimliliklerini arttırma gayesi ile kurulan holdingler maâlesef bekleneni veremedi. Oysa kurulan holdinglere halkımız büyük bir teveccüh gösterdi. Paramızı faize yatırmıyoruz, elimizde âtıl olarak duracağına; hem biz, hem de ülke ekonomisinin menfaâtine hayırlı bir katkı olur düşüncesiyle ve güvenerek iştirâk etti kurulan bu holdinglere.
Fakat güvenlerin azalmasına ve yok olmasına sebep olan olaylar cereyan etti. İnsanımız överek ve güvenerek katıldığı, destek verdiği holdinglerden serzenişle, zemmederek, nefret ve öfke dolu sözlerle bahsetmeye başladı. Her şey güzel başlamışken, acaba bu taşlar önümüze nereden çıktı? Bu badire dolu anlar niçin yaşandı ve niçin düzlüğe ulaşılamıyor? Herkesin bunu iyice tefekkür edip düşünmesi gerekmektedir.
Aşağıda yazacağımız soru ve eleştirileri her iki tarafın da önyargısız ve selîm bir akılla düşünmesini istirhâm ediyoruz. Bu yazacaklarımız bir eleştiriden, karalamadan çok; meselenin sebebini araştırma çabasının, meseleye üzülmemizin bizde oluşturduğu düşüncelerdir. Tabiî ki yazdıklarımızın hepsi doğru diye bir iddiamız yok. Fakat düşüncelerimizi samimiyetle yazıyor ve herkesin hissesine düşen bir şeyler bulacağına inanıyoruz. Bir yerde hata yapıldı ama nerede ve nasıl? Kim ne ölçüde hata yaptı? Yazacaklarımız bunların bulunup anlaşılmasına yönelik olacaktır.
Birlik beraberlik içinde çalışan şirketlerimiz var, çalışıp üretiyorlar, insanımıza ve ülkemize faydalı oluyorlar diye sevinirken; insanımızın dağılmasına, öfkelenmesine, birbirine düşman olmasına şahit olmaya başladık. Acaba bunun sebebi nedir? İşte bir müslüman kardeşiniz olarak, bunu düşünmeden geçemiyoruz ve bu konudaki her iki tarafa yönelik düşüncelerimizi bilgilerinize sunuyoruz. İstemeyerek te olsa, yazdıklarımız sizin üzülmenize vesile olacaksa, peşînen özür dileyip helâllik istiyoruz. Çünkü niyetimiz hâlisâne ve dostçadır…
1) Holdingleri kuranlar, bu işe başlarken niyetlerinde hâlisâne miydiler? Niyet ve düşünceleri ihlâs üzerine mi kurulmuştu? Yoksa ihlâsla başladıkları işlerinde daha sonra bu düşünceyi mi değiştirdiler? Çünkü, biz biliyor ve inanıyoruz ki Rabbimiz, ihlâsla ve sırf O’nun rızası için başlanan ve yapılan bir işte, kullarını muhakkak başarıya ulaştırır. Onları yolda koymaz.
Aynı şekilde holdinglere iştirâk edenler de ihlâsla, samîmiyetle, Allah rızâsı için, bir ticaret ortaklığı yapmak niyetiyle mi bu holdinglere iştirâk ettiler? Yoksa sadece menfaatlerini düşünerek mi?
2) Holdinglere para toplayanlar, para toplarken gerçeklere göre hareket ettiler mi? Yapılan işten elde edilen gerçek kâr payını mı söylediler? Veya kâr payları olduğundan yüksek söylenerek sermaye toplamak mı amaçlandı? Eğer ikinci şıktaki yapılmış ise doğru olmayan bir şey yapılmıştır. Doğru olmayan bir işi Allah(c.c.) başarıya ulaştırmaz.
Holdinglere katılanlar, kâr payı yüksek diye mi paralarını verdiler? Yoksa gerçekten bir kâr-zarar ortaklığı için mi? Sadece kâr beklentileri mi vardı? Yoksa zarar edebileceklerini de düşünüyorlar mıydı ve buna hazır mıydılar? Bir ticaretten veya ortaklıktan döviz üzerinden bu kadar büyük kâr payı verilmesinin, ekonomik mantık açısından mümkün olup olmadığını araştırdılar mı? Yoksa kâr payını duyunca holdinglere balıklamasına mı daldılar? (Ticaretle uğraşan ve bankada çalışan iki arkadaşıma ayrı ayrı sordum. Döviz üzerinden bu kadar yüksek kâr payı vermenin mümkün olamayacağını söylediler. Ama veriyorlar dedim. Onlar hakkında bir şey söyleyemeyiz, kimsenin günahına girmek istemeyiz, nasıl verdiklerini bilmiyoruz. Herkes kendi hesabını bilir ve herkes kendi hesabını verecek. Ama bize göre bu mümkün değil dediler.)
3) Para topyanlar, ticareti mi düşünüyorlardı? Yoksa menfaat- lerini mi? Kendi hayat seviyelerini yükseltmeyi mi? Söylenildiğine göre -eğer doğru ise- maaşları dolgun, arabaları son modelmiş, yani hayat seviyeleri baya yüksekmiş.
Para yatıranlar da helâl kazançlarını yatırıp ticareti mi düşündüler? Yoksa nasıl olsa % 20-% 30 veriyorlar. Ben de gider bankadan düşük kredi ile para alır, holdinge yatırır ve zengin olurum diye mi düşündüler? Her iki tarafta ikinci şıkka göre hareket etmişse yanlış yapmışlardır ve bu yapılanda Allah(c.c.)’ın rızâsı olmaz. Allah râzı olmayınca da başarı olamaz.
4) Holdingleri kuranlar ve yönetenler, ehliyet sahibi kişiler miydi? Yoksa toplum tarafından hatırı sayılıp, desteklenebilecek kişiler miydi? Güvenilirlikle beraber ehliyet şartına riâyet edilmiş midir?
Holdinglere katılanlar, holding yöneticilerinin ehliyet ve güvenilirlik şartlarına hâiz olup olmadıklarına dikkat etmişler midir? Mesela, mesleği ekonomi olmayan bir yönetici ve sorumlu gördüklerinde; arkadaş, senin mesleğin ekonomi değil, konusu ekonomi olan bu holdingte senin idareci, yönetici veya sorumlu olarak ne işin var diye sormuş mudur?
5) Yatırımlar yapılırken gerek- li ön çalışma, fizibilite çalışması yapılmış mıdır? Yatırımın başarılı olabileceğine, iyi bir verim alına- bileceğine dâir ön araştırma yapılmış mıdır? Yoksa başkaları yapıyor biz niye yapmayalım düşüncesiyle mi hareket edilmiştir? Katılımcıların görüş-leri alınmış mıdır? Çünkü parayı veren onlar. Onların da seslerine kulak verilmiş midir? Ortaklar bu hususta fikir beyân etmişler midir? Yoksa yöneticiler en iyisini bilir deyip sessiz mi kalmışlardır?
6) Bazı holdingler tarafından para toplanırken, parasını isteyene –birkaç hafta- gibi kısa bir süre içerisinde parayı geri iâde garantisi verilmiştir. Toplanan paranın yatırıma dönüştüğü, elde tutulmadığı (bundan dolayı zekât gerekmediği) söylenmiştir. Eğer toplanan meblağ yatırıma dönüşmüş ise, yüksek bir miktarla katılan ortağın iâdesini istediği parası nereden ve nasıl iâde edilmektedir? Genelde yatırımlar uzun vâdelidir. Uzun vâdeli bir işe başlayan bir holding nasıl olurda çok kısa bir sürede parayı iâde edebilir? Yoksa böyle söylenmesinin amacı para toplamayı kolaylaştırmak için midir? Veya paralar yatırıma dönüştürülmeyip istenince vermek üzere elde mi tutuluyordu?
Paranın istenince iâde edilmesi ortakları hiç düşündürmüş müdür?
7) Yine bazı holdingler, paraların yatırıma dönüştüğü için zekâttan muâf olduğunu ortaklarına bildirmişlerdir. Hâlbuki holdinglerin bir yatırım sermayesi vardır, bir de döner sermayesi vardır. Yatırıma âit olan meblağ ile personel giderleri için ayrılan meblağ zekâttan muâftır. Elde tutulan döner sermayeye ise zekât düşer. Hâl böyle iken ortaklara zekât gerekmez deyip söylemek doğru mudur? Yoksa yatırım sermayemiz şu kadar, döner sermayemiz şu kadar, döner sermayeye dâhil olan şu kadar hissenize zekât düşer demek mi daha doğruydu? Elde tutulan paralarla, elde bulunan ticaret mallarının, mamüllerinin hisselere düşen oranları belirlenip ortaklara bildirilmiş midir?
Ortaklar zekât konusunda gerekli titizliği göstermişler midir?
Yine bazı holdingler, bu zekâtları ve kâr paylarına düşen zekâtları, kendilerinin gerekli yerlere verdiklerini ifâde etmişlerdir. Hâlbuki bir kimsenin malından, onun izin ve müsaâdesini almadan zekât vermeye kimsenin hakkı yoktur. İzin alınmadan verilirse, izin almadan veren kişinin verdiği bu meblağı, mal veya para sahibine tazmin etmesi, ödemesi gerekir. Bu fıkıh kâidesine göre hareket edilmiş midir? Ortaklara, paralarının ve hisselerinin zekâtını vermek için izin ve müsaâdeleri sorulmuş mudur? Ortaklar böyle bir husus için izin vermişler midir?
Kısacası, zekât konusunda yeterince hassâsiyet gösterilmiş midir? Çünkü, zekâtı verilmeyen mal veya para bereketini kaybeder ve eksilir. Birgün gelir yok olur gider.
8) Holding yönetimi bazen el değiştiriyor. Görev değişimi oluyor. Eğer bir holding hayır üzere bir niyetle kurulmuşsa niçin gelen-giden çekişmesi oluyor? Kötülenenler, karalananlar bir bakıyorsun tekrar yönetimde! Bu nasıl açıklanabilir? Bu nasıl hizmet anlayışı ve yarışıdır? Bir kişi kötü ise yanlış yapıyor ise el çektirilir. Kötü denilen tekrar geri getirilirse bu ne ile izah edilir?
9) Ayrıca bazı faâliyetlere engel olan siyasî ve idarî meseleler olabilir. Gazetelerde bu yönde haberler de okuyoruz. Bu engellerin aşılması için gereken yapılmış mıdır? Yapıldığı hâlde aşılamıyor, yol alınamıyorsa bunlarla ilgili gerekli bilgiler ortaklara ulaştırılmış mıdır?
10) Holdinglere para yatıranlar, karz-ı hasen dediğimiz Allah rızâsı için, mükâfâtını ahirette almak üzere müslüman kardeşlerine ödünç verme hususunda ne durumdadırlar. Verenlere ne mutlu. Eşe dosta güvenemeyip te vermeyenler, tanıyıp bilmedikleri holdinglere nasıl güvendiler? Müslüman müslümanı aldatmaz diye güvenmişlerse, aynı şeyi kendilerinden ödünç isteyen müslüman kardeşleri için de düşünmeleri gerekmez miydi? Holdinglerin dağıttığı kâr payları bize mükâfâtını ahirette Allah’tan alacağımız karz-ı hasen’i unutturdu mu?
11) Holding yöneticileri, ortakların mağduriyetlerini gidermek için her türlü fedakârlığa hazır mıdırlar? Bunun için bazı tesisleri fedâ etmeye hazırmıdırlar? Holdinglerin ortakları mağdur ise bu holdinglerin kime faydası var? Ayrıca kul hakkı meselesi hiç düşünülmüş müdür? Ölüm zamanı belli değil. İnsanların âhını alıp ta ölmekten se, ne yapıp edip insanların mağduriyetini giderip gönül huzuru ile ölmek daha güzel değil midir?
Daha fazla uzatmak istemiyorum. Herhangi bir holding ve üyeleri için kesin olarak şöyledir veya böyledir demiyorum. Ama herkesin şapkasını çıkarıp önüne koyarak, yukarıda ifâde etmeye çalıştığım hususlar üzerinde düşünüp hataları bulması ve bunları tamir etmesi gerekmez mi? Ayrıca düşünürken, kurunun yanında yaşın da yandığını ve istisnaların kâideyi bozmadığını da unutmayalım.
Holding yöneticileri ile ortak larının aralarındaki meseleleri tatlıya bağlayıp halletmeleri ve birlik-beraberliğin olumlu neticelerini görmek duâsı ile…
*** ( Bu yazı 2005 yılından önce yazıldı )
Hasan Kuş