(Kim Yanlış Davranıyor? Kim Doğru Davranıyor?)
Vatan, millet, devlet, (Eğer bir şey hakkında tartışırsanız
Bayrak, sancak, haysiyet, onu Allah’ın Kitab’ı ve Resûlünün
Maddî manevî değerler; Sünnetine Arzediniz. Nisa-59)
Bize ait olan herşeyi ele alarak
Bölücülüğü izah edebiliriz.
Biz bu satırları, dini açıdan;
Dinle iştigal edenleri,
Durumlarını muhasebe etmeleri
Ve dinen doğru mu yanlış mı?
Olduklarını düşünme ve
Anlamaları için kaleme alıyoruz.
Dinini yaşamaya çalışanlar,
Hizmet etmeye çalışanlar,
Helal haram gözetenler;
Bencilliği, önyargıyı bıraksınlar
Ve bu satırları bir okusunlar…
Özellikle: Birlik ve kardeşlik dini (Mü’minler kardeştir;
İslâm adına, bütün müslümanları kardeşlerinzin arasını ıslah
Kucaklaması gerekirken; edin. Hucûrat-10)
Bölücülükle suçlayanlar okusun…
Bölücülük ağır bir suçlamadır.
Böyle söyledikleri için yazıyorum.
Benim litaratürümde o suçlamalar,
Bölücülük değil yanlış davranıştır.
Onun için ben “bölücülük” yerine “yanlış davranışlar”,
“Bölücü” yerine “yanlış davranan”, ifadelerini kullanacağım.
Yazının sonunda ayrıca izah ve
Açıklamada bulunacağım.
Şimdi sorumsuzca söylenen,
Üzüntü ve kargaşaya sebep olan;
Bölücülük ve Kimler bölücüdür?
(Yanlış davranışlar ve Yanlış davrananlar)
Kavramlarını ele alarak
Dini açıdan bu konuları ele alalım
Meseleyi genel ve doğru olarak ortaya koyalım,
Anlatalım ve Doğruca anlaşılmasını sağlayalım.
Bölücülük… (Yanlış Davranışlar)
Bütünü parçalamak,
Tevhidi zedeleyip birliği bozmak,
Tefrika tohumları ekmek,
Fitne ateşini yakmak,
Bozgunculuk peşinde olmak,
İnsanları birbirine düşürerek
Kümelere ve parçalara ayırmak,
Kendi lideri veya grubu adına
Mutaassıp ve fanatik olmak,…
İşte bunları yapmak bölücülüktür! (Kim dinimizde olmayan bir
(Yanlış Davranışlardır) amel işlerse veya ihdâs ederse,
o şey merduttur (reddedilir)
Bölücü… (Yanlış Davranan) Hadîs-i Şerîf-Müslim)
Dini bütün olarak ele almayan.
Tevhid anlayışını hizipleştiren.
Hizmet anlayışını tassuplaştıran.
Bütünün parçalarını bütünden görmeyen.
Davayı, dine hizmet ve temsili;
Bir adama, bir gruba, bir teşkilata,
Bir cemaata indirgeyen.
İşine gelen Ayet-Hadisi görüp,
İşine gelmeyeni görmeyen.
Dinin bir bölümünü alıp,
Bir bölümünü ihmâl eden.
Fikrine İslâm’ı uydurup,
Fikri İslâm’a uymayan.
Çıkarları için dini kullanan.
İbadetleri kendi bünyesine tahsis etmeye çalışan,
Her şeyin kendi çatısı altında olmasını isteyen.
Kendi müessesesini kale yapıp,
Diğer müesseseleri teoride kucaklayıp, pratikte dışlayan.
Zekatı, fitreyi, haccı, kurbanı
İlla bizimle yapın veya şu kuruluşla yapın diyen.
Bizimle veya şu kuruluşla yaparsanız olur;
Başka yerde yapınca olmaz diyen.
Kurtuluşunuz bizimledir;
Biz biliriz, bizim bildiğimiz doğru,
Tek doğru biziz,
Diğerleri yanlış diyen.
Başkasının yaptığını önemsemeyip,
Sadece kendilerini hizmet ediyor zanneden.
Bizim yaptığımız önemli,
Diğerlerininki önemsiz diyen.
Kurtuluşu İslam ölçüleriyle değil,
Kendi idealleriyle olduğunu anlatmaya çalışan.
Kardeşine hor ve yan bakıp,
Gayrıya tebessüm eden.
Bütünün dışında olanı bırakıp;
Bütünün parçalarından birine gideni,
Kendi yanına çekmeye çalışan.
Fitne, fesat, tefrika, husumet,
Adavet, zulmet içinde olan…
İşte bunları ve bunlara benzeyen
şeyleri yapanlar bölücüdür.
Bütünleştirici…(Doğru Davranan) (İyilik ve Takvâ hususunda
İslâm’ı bütünüyle ele alan. birbirinizle yardımlaşın.
Parçaları bir bütün olarak gören. Mâide-2)
Terkedileni ihyâ eden.
Unutulanı hatırlatan.
Hizmeti umuma yayan.
Gözden kaçanı gösteren.
Ayet-Hadisi bütünüyle kavrayan.
Fikrini İslâm’a uyduran.
Dini için çıkarını terkeden.
Nerde ve nasıl olursa olsun,
İbadetlerin yapılmasını isteyen.
Hayır yollarını gösterip,
Tercihi hayır yapıcılarına bırakan.
Hayır yapanı destekleyen.
Şerde olana üzülen. (İçinizden hayra çağıran
Herkesi kardeş gören. bir topluluk bulunsun.
Yanlışını görüp dönen ve Âl-i İmrân-104)
Doğrunun peşinden giden.
Kim yaparsa yapsın,
En küçük hayrı dahi önemseyen,
Kurtuluşu İslam reçetesiyle sunan
Düşmana şedîd olup,
Kardeşine tebessüm eden.
Kime, nereye giderse gitsin,
Yeter ki hayır üzere olsun diyen.
İyiliği, güzelliği, hayrı anlatan.
Bütünleştirici olup, tefrikadan kaçan.
İyilik ve takvada yardımlaşan.
Zulüm ve kötülükten uzak duran.
Önce iyi bir insan olup,
Sonra da iyi bir müslüman olan.
Ve olgunlaşarak Rabbine yönelen
Rabbinin rızasını her zaman
Ve her yerde kendine düstûr edinen.
Yaratılmışı Yaradandan ötürü seven…
İşte böyle davranan kimseler;
Bütünleştiricidir, kaynaştırıcıdır,
Kardeşliği tesis edicidir.
Bize böyle insanlar gereklidir!… (Rabbinin yoluna hikmetle ve
güzel öğütle çağır. Nahl-125)
Siz bu yazılanları okuyun da;
Kimin bölücü,
Kimin bütünleştirici olduğunu,
Kimin yanlış,
Kimin doğru olduğunu,
Elinizi vicdanınıza koyarak,
Önyargısız olarak düşünün!…
Kimin ne olduğunu öğrenin,
Anlayın ve de bilin!
Taassubla, fanatizmle, cehaletle hareket edip,
Kimseyi lekelemeye kalkmayın!
Makam, şan ve sıfatınıza aldanıp,
Kul hakkına girmeyin! (Sizde birisi kendisi için
Mahşer var, hesap var; sevip istediğini kardeşi
Şu dünya çıkarı için için de arzu etmedikçe
Kendinizi mahvetmeyin! olgun bir mü’min
Yanlışı terkedin, doğruyu işleyin. olamaz. Hadis-i Şerîf
Fitne ve bozgunculuktan sakının. Buhâri ve Müslim)
Kimseyi bölücülükle suçlamayın.
Başkasını itham etmeden önce;
Kendinizi ve söyleyeceğiniz sözü,
Hak terazisinde güzelce bir tartın.
***
Yazımı bitirdikten sonra şu hususu özellikle belirtmek isterim: Yazımda istemeyerek te olsa ‘bölücü’ kelimesini kullanmamın ve üzülerek te olsa böyle bir yazıyı yazmamın sebebi; bazı din kardeşlerimizin, din kardeşleri hakkında kendilerine göre dini gerekçelerle(!) bu ithamda bulunmasından dolayıdır. Bu kelimenin yanlışlığını ifade edip açıklamak için istemeyerek te olsa kullanmak zorunda kaldım. Bu yazıyı daha önce bir kaç defa bazı hatalara şahit olunca yazmayı düşünmüş fakat vazgeçmiştim. Gerek normal zamanlarda, gerekse hacc esnasında müslümanların ve özellikle önder ve rehber pozisyonunda olan bazı kardeşlerimizin; özellikle dini duyguların doruğa çıkması gereken, birlik, beraberlik ve kardeşlik duygularının en yoğun şekilde yaşanması ve yaşatılması gereken o kutsal beldelerde bunları bırakıp; eline aldığı bıçak ve satırla etleri parçalayan kasap gibi, bıçakla değil ama dillerini kullanarak müslümanları bölüp parçalamayla uğraşmalarının beni sevkettiği acı ve ızdırap yukarıdaki yazının yazılmasına sebep olmuştur. Amacım genel manada bir çerçeve çizmek olup; kişi veya kişilere yönelik leke atma gibi bir amacım yoktur.
Yukarıda “bölücü” için “yanlış davranan, “bütünleştirici” için “doğru davranan” diye parantez içinde yazdım. Ben bir müslümanın ‘bölücü’ olabileceğini asla düşünemiyorum. Olsa olsa yanlış davranışları vardır. Çünkü sözlüklere bakarsanız ‘bölücü’ kelimesinin bir manasının da ‘münafık’ olduğunu görürsünüz. Bir müslümanın bir müslümana küfür veya münafıklık ithamında bulunması peygamberimiz (s.a.s.) tarafından yasaklanmış ve hakkında böyle bir şey söylenende o sıfat yoksa söyleyene geri döneceği ve söyleyenin o sıfata sahip olacağı bildirilmiştir.
Söylediğimiz sözleri sorumluluk bilincinde söylemeli ve kaş yapma sevdasıyla göz çıkarmamalıyız. Küfür veya münafıklığın oluşması için gerekli şartlar vardır. Çünkü kişi farkında olmadan yanlış yapabilir. Onun içindir ki dinden dönme olaylarında, kişiye hemen kâfir denmez ve düştüğü yanlıştan dönmesi için ikna edilmeye çalışılır ve bir müddet beklenir.
Bizim vazifemiz dinimizi güzelce yaşamaya çalışmak ve bu hususta din kardeşlerimize yardımcı olmaktır. Oturduğumuz yerden ahkâm keserek; kimine bölücü, kimine münafık, kimine de kâfir deme gibi bir vazifemiz yoktur. Hele hele bilmediğimiz, anlamadığımız ve ehil olmadığımız hususlarda yani kesin bilgi sahibi olmadığımız konularda konuşmak, hataya balıklama atlamaktan başka bir şey değildir.
Bunun içindir ki, ‘bölücülük’ kelimesini değil birini itham için söylemek, duymak dahi beni korkutur. Çünkü mesuliyeti çok büyük olan bir kelimedir bu. Bu ithamda bulunmak hem Allah hakkı hem de kul hakkı ihlalidir. Bazı kardeşlerimiz bunu birbirleri hakkında nasıl kullanıyorlar bir türlü anlayamıyorum. Yanlış ve doğrular karşısında yapılması gereken; iyi olanı teşvik, kötü olanı da usûlüne göre önleme ve düzeltme olmalıdır.
Eğer illa eleştirecekseniz; o kişi veya kişilerin, söz veya davranışlarını değerlendirir ve varsa yanlışları, kendilerini ikaz edersiniz. Ulaşamaz veya ulaşsanız da nasihat edemezseniz; yanlışlarını düzeltmesi için duâ edersiniz. Çevrenizdekilere de o söz veya davranışların yanlışının ve doğrusunun ne olduğunu anlatır, gerekli tavsiyelerde bulunursunuz. Söz ve davranışları değerlendirirken de ölçünüz: Kendi mantığınız, menfaatiniz veya çıkarınız değil; Allah rızası için, Kur’ân ve Sünnet ışığında İslâm dininin ortaya koyduğu ölçüler olmalıdır. Şunu unutmayalım ki, gereksiz ve ölçüsüz konuşmalar fayda değil zarar getirir.
Peygamber efendimiz (s.a.s.) bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır: “Allah’a ve âhiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun” Başka bir hadislerinde ise iki dudak arasıyla iki bacak arasını garanti edene cenneti garanti edeceğini buyurmuştur. O halde bize düşen şey şehvetimizi ve dilimizi günahlardan korumaktır.
*** ( Bu yazı 2005 yılından önce yazıldı )
Hasan Kuş