Misyonerlik faâliyetleri yeni değildir. Tarihin her döneminde Hristiyan dünyası insanların içinde bulunduğu ekonomik, sosyal ve siyasal sıkıntıların yaşandığı zamanlarda misyonerler aracığı ile bu sıkıntılı dönemlerde insanları kendi dinlerine çekmekle meşgul olmuştur ve bugün de bu aynen ve daha yoğun bir şekilde devam ettirilmektedir. Dinler arası diyalog diyerek yapılmak istenen şey; misyonerlik faâliyetlerine kolaylık ve imkân sağlamaktan başka bir şey değildir.
Hristiyan dünyası bize laiklik dersi verir ama el altından ve en yüksek imkânlar hazırlanmak suretiyle misyonerlik faâliyetlerine destek verir. Adamların işi bu, dini bu. Onlardan Hristiyanlığın aleyhine bir şey yapmalarını beklemek yanlıştır. Onlar bulduğu her fırsatı değerlendirir. Hangi ülkede olursa olsun yapacaklarını yaparlar, insanların çaresizliğini ve mağduriyetlerini sömürerek üyelerinin sayılarını arttırmaya çalışırlar. Hristiyanlar diyalog iddialarında samimi iseler; mağdur insanlara İncil değil sadece ekmek ve yardım göndersinler; misyoner değil objektif davranan ve insanları avlamaya çalışan değil de insanlara hizmet etmeye çalışan personel göndersinler.
Misyonerlik faâliyetlerine karşı yapılması gereken şey ekranda avaz avaz bağırmak değildir. Ülke insanını inançları yönünde eğitmek ve onların eğitimlerine imkân hazırlayarak sağlam inanca sahip kişiler olarak yetişmelerini sağlamaktır. Çünkü misyonerler insanları zayıf yerlerinden yakalamaya çalışırlar.
Onların müslümanlar üzerinde etkili olmalarının bir sebebi müslümanların müslüman oldukları halde kendi dinleri hakkında doğru ve gerçek bilgilere sahip olmamalarından kaynaklanmaktadır. Misyonerler, müslümanların Kur’ân’la olan bağlarını koparmaya ve onları Kur’ân’dan uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Müslümanlar arasından bu hususta kendilerine destek olacak olan kişileri arayıp buluyorlar. Buldukları zaman da, onlara her türlü desteği vererek bu emellerine nâil olmaya çalışıyorlar. Eğer müslümanların yaşadığı bir ülkede, din eğitimi engelleniyor, Kur’ân eğitimi kısıtlanıyor, din eğitimi almış öğrenciler öcü olarak kabul ediliyor ve onlara üniversitede okuma hakkı verilmek istenmiyorsa; insanlarımızın din değiştirmelerinin ve kendi dinine karşı ilgisiz kalmalarının sorumluluğunu misyonerlerden önce; kendi inancına yabancı olup inancını tehlike gören, kendi dinini yabancılardan öğrenip onların ağzı ile dini hakkında konuşan, diğer din mensuplarına hoşgörüyle bakıp kendi dindaşlarına karşı hiddetlenen ve en acısı da ortaçağ Avrupa’sında kilisenin baskı ve sömürüsü altında insanların inletilmesi baz alınarak kendi dinini yaşamak isteyenleri ortaçağ karanlığına dönmek isteyenler diye eleştirenlerin veya bu düşünceye sahip olanları tasvip edenlerin söz ve davranışlarında aramak gerekir. (Hâlbuki İslam o gün her şeyiyle zirvededir)
İkinci olarak ta din hizmetleri ve din eğitimi ile iştigal edenlerin sorumluluklarını ve görevlerini ifa hususunda gayret ve azimlerinin hangi noktada olduğun da aramak gerekir. Din hizmetlerinde destek mi oluyorlar yoksa köstek mi? Bu ikinci şıktakilerin hizmette aksaklık göstermesi ilk şıktaki yanlışlıklar olmasa dahi, insanlarımızın misyonerlerin ağına düşmesini kolaylaştırır.
Ekranda misyonerlere veya Hristiyan olmuş kişilere karşı İslam adına konuşanlarla ilgili olarak ta bir şeyler yazmak istiyorum. Dekan olan şahıs dekanı olduğu fakülteye Kur’ân’ın emri olan başörtüsünü takan öğrencileri almamak için elinden geleni ardına koymuyor. Diğeri, Kur’an’da başörtüsü takma mecburiyeti yok deme cesaretini kendinde buluyor. Onların bu söz ve fiilleri misyonerlerin ekmeğine yağ sürmek değil de nedir? Hem söz ve davranışınla isteyerek veya istemeyerek, misyonerlerin ekmeğine yağ sür, sonra da onlara karşı İslam’ı savun. Bunu doğru kabul edecek, tutarlı bulabilecek bir mantık var mıdır?
Yılbaşı dolayısı ile ülkemizde yaşanılanlar ve müslümanların nerede olurlarsa olsunlar, yılbaşını kutlama adına yaptıkları şeylerin dinimize uymadığı ve aslı ne olursa olsun Hristiyan dünyasının sahiplendiği ve devam ettirdiği şeyler olduğu bilinmektedir. Yeni yıla bir ay kala başlayan hazırlıklar, basın-yayın organlarındaki reklam ve özendirici haberler, yılbaşını kutlamaya yönelik proğramlar, üretimler …..vb. bir çok şey bedavaya yapılan misyonerlik değil midir?
Yılbaşı kutlamalarının inanç ve kültürümüzde olmadığını söylemek dahi neredeyse suç sayılacak. Böyle söyleyenler için şablon hazır; çağ dışı – gerici. Çağdaş olduklarını ve çeşitli vesilelerle İslam dini ve ibadetleri ile ilgili olarak şahsî yorumlarda bulunanlara yılbaşı kutlamaları ile ilgili sessiz kaldıkları bazı konularda bazı sorular sormak istiyorum.
Ülke insanını tasarrufa ve duyarlılığa çağıranların, yılbaşı gecesi eğlencelerinde yapılan israfın önüne geçmek için, o gecede harcanacak olan paraların ülke ekonomisine veya muhtaç olanlara ulaştırılmasını sağlamaya yönelik kampanya başlatmaları isabetli olmaz mıydı?
Hacca gidenlere, oraya gideceğinize fakirlere yardım edin diyenler her yılbaşında milyarlarca para ve gıdayı israf edenlere bunu israf edeceğinize fakir ve muhtaçlara verin duyarlılığını niçin göstermiyorlar?
Kurban bayramında hayvan hakları savunucusu kesilenler, yılbaşında kesilen hindileri niçin savunmuyorlar? Kendileri de hindi sofrasına oturdukları için mi?
Ağaç dikme kampanyası başlatanlar, erozyonla mücadele edenler, çevreci olan kuruluşlar yılbaşı eğlencesi için kesilen çam ağacı katliâmına son verilmesi amacıyla ses getirecek kampanyaları niçin düzenlemiyorlar?
Yılbaşı gecesi dansözlerinin peçeli olup olmamasını imaj açısından önemli görenler; açlığın, işşizliğin, sefâletin, yoksulluğun, geri kalmışlığın, pahallılığın, inanç – düşünce ve eğitim önüne keyfî engeller koymanın imaj açısından önemli olup olmaması hususunda ne düşünüyorlar acaba?
Yılbaşı eğlenceleri için yazılıp çizilenler, belirli bir zümrenin kutlama ve harcamaları ile ilgili haberler; aç, yoksul, işsiz, çaresiz ve sofraya getireceği ekmeğin sayısını nasıl arttıracağını düşünen insanları isyana ve istenilmeyen olumsuz davranışlara tahrik etmez mi? Ahlâkın çöküşüne sebep olmaz mı?
Milletler; parasızlıktan değil, ahlâksızlıktan çöker. (Çiçero)
Lütfen düşünelim. Çünkü düşünmeye çok ihtiyacımız var.
*** ( Bu yazı 2005 yılından önce yazıldı )
Hasan Kuş