HASAN’IN HESABI
Küçük Hasan babasının bir takım hesaplarla uğraştığını görünce, hemen yanına yaklaşa-rak baktı. Babası, ödenecek borçları bir kâğıda yazıyordu. Hasan’ın aklına bir fikir geldi. O’da annesine yaptığı ufak tefek yardımların karşılığını para olarak isteyebileceğini düşündü. Ertesi gün annesi mutfaktaki masanın üzerinde bir hesab pusulası buldu.
Kâğıtta “Annenin, oğlu Hasan’a borcu” ibaresi ve şöyle bir hesab vardı: Çarşıdan paketleri taşıdığı için 500000, mektupları postaya attığı için 400000, iyi bir çocuk olduğu için 600000, çiçekleri suladığı için 1000000, toplam : 2500000 TL.
Hasan’ın annesi pusulayı okuyunca hiçbir şey demedi. Akşam olunca oğlunun çalışma masasına 2500000 TL. bıraktı. Hasan sevinçle parayı cebine koyarken, gözü paranın yanıbaşında duran hesap pusulasına ilişti. Kâğıda şunlar yazılmıştı: “Hasan’ın annesine borcu”. Evde geçirdiği mutlu on yılın bedeli: Hiç… On yıl evde yediği yemeğin bdeli: Hiç… Hastalığı esnasında bakım masrafı: Hiç… İyi bir anneye sahip olmanın ücreti: Hiç… Toplam: Hiç bir şey…
Küçük Hasan kâğıdı okuyunca çok üzüldü. Hatasını anlayarak yaşlı gözlerle annesine koştu. Onun kollarına atılarak af diledi ve 2500000’u yavaşça annesinin cebine koydu.
***
ATEŞİ HERKES KENDİ GETİRİR
Bir gün Behlül’ü Dânâ, uzun bir yolculuktan gelmiş olmanın belirtileri ile Harun Reşid’in huzuruna çıkar ve aralarında şöyle bir konuşma olur.
“— Bu ne hâl Behlül, nereden geliyorsun böyle?”
“— Cehennemden geliyorum yâ Hârun…”
“— Ne işin vardı cehennemde?”
“— Ateş lazım oldu da, ateş almaya gitmiştim.”
“— Peki ateş aldın mı?”
“— Hayır alamadım. Cehenne-min bekçileri ateş vermediler. Onlar burada ateş bulunmaz, herkes ateşi dünyadan kendisi getirir, dediler…”
ÂMÂ ADAMIN FENERİ
Âmâ bir adam gece vakti omuzunda testisi, elinde feneri çeşmeden su almaya gidiyordu. Testisini doldurup evine dönerken ona rastlayan birisi gülmeye başladı:
“— Yahu sen âmâ bir adamsın. Ha gece olmuş, ha gündüz, senin için ne farkeder? Bu feneri taşımanın ne mânâsı var?” dedi.
Âmâ adam şu cevabı verdi:
“—Be hey geveze! Ben bu feneri senin gibi bakıp ta göremeyenler için taşıyorum ki, karanlıkta bana çarpıp ta testimi kırmasınlar.”
BİR BARDAK SU
Harun Reşid, makamında otururken devrin hürmet edilen âlimlerinden birisi yanına gelir.
Harun Reşid ona: “Bana nasihat et” der. O esnada Harun Reşid için bir bardak su getirirler.
Âlim sorar: “— Ey Hârun, bir bardak suyu bulamıyacak olsan onu temin etmek için bütün saltanatını feda eder misin?”
Hârun Reşid hiç düşünmeden : “Evet” cevabı-nı verir.
Hârun Reşid suyu içmişti…
Bu sefer âlim şöyle bir soru sordu:
“— Ey Hârun, içtiğin bir bardak suyu dışarı çıkaramıyacak olsan, onu çıkarmak için saltanatını feda eder misin?”
Hârun Reşid, yine hiç düşünmeden: “Evet” cevabını verir.
Âlim olan zât, dokunaklı bir sesle ve tane tane ilâve eder:
“— Bir bardak su ve bir avuç idrar değerinde olmayan saltanatın neresine güvenirsin?”
*** ( Bu yazı 2005 yılından önce yazıldı )
Hasan Kuş