Skip to content

‘GERÇEK İNSAN’ OLABİLMEK

“ Gerçek insan vazifesini, küçük insan menfaatini düşünür ” Avrupa’lı bir yazara ait olan bu sözü bir takvim yaprağında okumuştum. Sözün kime ait olduğu değil, onun içerdiği mânâ önemlidir. Bu söz insanlara, beni kulağınıza küpe yapın diye haykıran bir sözdür. Nasıl bir insan olduğumuzu öğrenmek istiyorsak, kendimizi bu söz ile anlatılmak istenen mânâ ışığında değerlendirmeye tabi tutmalıyız. 

İnsanı insan yapan; vazifesini, görevini ve sorumluluğunu bilmesi, yaptıklarını çıkar için değil, hakkâniyetin bir gereği olarak yapması ve hak olandan, doğru olandan ayrılmamasıdır. İnsanı alçaltan, değersiz kılan da; hak-hukuk tanımaması, her şeyi menfaat ve çıkar ölçülerine göre değerlendirmesidir.

Şu anda bizler “gerçek insan” sınıfına mı,  yoksa “küçük insan” sınıfına mı giriyoruz? Bazı örnekler vererek üzerinde düşünmeye gayret edelim:

Ana-babayı severken, onları sevmenin ve saymanın bir görev olduğunu düşünerek mi seviyoruz? Yoksa onlardan elde edeceğimiz veya elde etmeyi amaçladığımız bazı çıkarlarımız için mi?

Akrabalarımıza hangi gözle bakıyor ve onları nasıl değerlendiriyoruz?

Arkadaşlarımızı seçerken temel ölçümüz nedir?

İdareci veya yönetici isek, bulunduğumuz mekânı ve makamı nasıl görüyoruz? Hizmet yeri olarak mı, çiftlik olarak mı?

Vatanı, milleti, bayrağı nasıl seviyoruz? Gerektiğinde onlar için canı ve malı vermeye hazır mıyız? Yoksa savaş çıkarsa kaçacağımız yerin imarına mı çalışıyoruz?

Büyükleri büyük, küçükleri küçük olarak görebiliyor muyuz?

Hürmet ve şefkât duygularından haberimiz var mı?

İbadeti hangi gâyeyle yapıyoruz?

Allah’a ve Resûlüne olan sevgimiz, dinin bizden istediği şekilde mi? Yoksa kendi tayin ettiğimiz ölçülerde mi?

Bize iyiliği ve faydası olanı iyi, iyiliği ve faydası olmayanı kötü olarak mı görüyoruz?

Lehimize olunca doğruya doğru, aleyhimize olunca doğruya yanlış mı diyoruz?

İnsanları ayırım yapmadan değerlendirebiliyor muyuz? Herkesi aynı şartlar altında, aynı bakış ile ve eşit olarak değerlendirebiliyor muyuz?

Evimizde aile fertleriyle, toplumda dost, tanıdık ve bütün bireylerle, bizi vatandaş ve millet yapan değerlerle olan ilişkilerimizde vazifemizi mi, yoksa çıkar ve menfaatimizi mi düşünüyoruz?

Örnekleri çoğaltabiliriz. Fakat anlamak ve nasıl bir insan olduğunu düşünmek isteyen için bu kadar örnek yeterli olur kanaatindeyim. Bu örneklerde yer alan sorulara herkes farklı cevaplar verebilir.

Ben üzülerek diyorum ki: Maalesef, bizde vazife, görev, hak, hukuk, adalet, sevgi, hürmet, fedakarlık, yardımlaşma……. gibi duygular yerini menfaat ve çıkara bırakmıştır. Hak-hukuk için yapılan mücadele, menfaati arttırmak için yapılır hale gelmiştir. Şahsî çıkarlar için toplumun çıkarları feda edilmeye başlanmıştır. İnsanlar ‘gerçek insan’ olmak yerine ‘küçük insan’ olmayı tercih eder hale gelmişlerdir. Menfaat yüzünden yıkılan aileler, bozulan ilişkiler, sarsılan güvenler, tahrip olan ahlâki değerler, kültür ve sınır tanımamazlık hergün yazılı ve görsel medyanın bize verdiği haberler değil mi? Meydana gelen bu menfî ve olumsuz değişme çıkar ve menfaat uğruna değil de hangi amaçla yapılmaktadır?

‘Gerçek insan’ olabilmek için, kendimizi, bizi biz yapan, insanı insan yapan değerlerimizi bilmeli, sorumluluklarımızı iyi kavramalı ve menfaatimize, çıkarımıza ters düşse de haktan, doğrudan ve gerçekten ayrılmamalıyız. Ve bizi en güzel bir şekilde “eşref-i mahlûk” olarak yaratan Rabbimizin de buyruklarını yerine getirerek, gerçek insan olmanın yanında olgunlaşmaya da çalışmalıyız. İşimize geleni yapar, hoşumuza gitmeyeni reddedersek, hep menfaatimize uyup uymadığına bakarak hareket edersek; küçük insan olmakla kalmaz, alçalır, küçülür ve nihayet yeme, içme ve şehevî yönleriyle aramızda benzerlik olan hayvanata benzeriz. Belki daha da aşağı bir seviyeye ineriz. İnsanı insan yapan yeme, içme ve  şehvet değil; akıl, mantık, tefekkür, bilinç, irade, sorumluluk, vazife şuuru …….. gibi diğer varlıklarda olmayan özelliklere sahip olmasıdır. Bizler insanca yaşamak istiyorsak, gerçek insan olmak istiyorsak; menfaat ve çıkar düşüncesini aklımızdan çıkarmalı ve onun yerine doğruluk, iyilik, adalet, güven, yardımlaşma, vazife şuuru ve Allah rızası …… gibi olumlu düşünceleri yerleştirmeliyiz.    

***  ( Bu yazı 2005 yılından önce yazıldı )

Hasan Kuş

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *