Skip to content

Güvenmek Üzerine…

Bir toplumu birbirine bağlayan, huzurun devamını sağlayan, sevgi ve kardeşlik duygularını kuvvetlendiren en önemli hususların başında “güven duygusu” gelmektedir. İtimat ve güvenin olmadığı yerde huzur, kardeşlik, dayanışma ve yardımlaşma gibi güzel hasletler yerini tereddüt ve şüpheye bırakır.

Tereddüt ve şüphe olan yerde ise hiç bir hayırlı neticeye ve başarıya ulaşılamaz. Yaşanılan toplumda, yapılan işlerde bütünlük sağlanamaz. İpi kopmuş tesbih taneleri gibi herkes kendi başına kalır. Halbuki insanlar toplum içerisinde yaşadıkları için birbirlerine karşı hak ve vazifeleri vardır. Birbirinden ayrı olanlar ne hak arayabilirler ne de sorumluluklarını yerine getirebilirler. İşte güven duygusu insanları birbirine bağlayarak, güvenli bir ortamın oluşmasına vesile olur.

         Bir insan güvenmediği biriyle iş yapmak istemez, güvenmediği ile evlenmez, güvenmediği okula gitmez, güvenmediğiyle konuşmaz ve derdini paylaşmaz, güvenmediği yerlere gitmek istemez, güvenmediği iş yerinde çalışmak istemez…v.s. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ortaya çıkan sonuç şudur ki, güven duygusu yaptığımız ve yapacağımız işlerde amaca veya sonuca doğrudan tesir eden ve aranılan ilk özelliktir. Güven duygusu olmazsa yaptığımız veya yapacağımız işlerde başarıya ulaşabilmemiz, netice alabilmemiz pek mümkün gözükmemektedir.

         Herhangi bir şeyi yapmak istediğimizde, ya güvendiğimiz birisiyle veya güvendiğimiz birisinin tavsiye ettiği ile o şeyi yapmak isteriz. Bunu böyle yapmamızın sebebi ise; çıkar ve menfaatimizi korumak, göz göre göre hataya, yanlışa düşmemek ve ziyana uğramamak içindir.

         Karşımızdaki kişilerin güvenilir olmasını istediğimiz gibi biz kendimiz de aynı şekilde güvenilir olmak durumundayız. Güvenilen kişi, Kur’ân ve hadislerde mü’minlerin vasıfları ve nasıl olması gerektiği ile ilgili olarak açıklanan sıfatlara ve davranışlara sahip olan kişidir. Allah’a inanan, O’nu seven ve O’ndan korkan, özü ile sözü bir olup doğruluktan ayrılmayan, emanetin her çeşidini muhafaza eden, adaletli olan, ihlâs ve ihsânı prensip edinen, menfaat ve çıkarına ters düşse bile haktan ayrılmayan, yaptığı her şeyin hesabını vereceğini bilen, Allah hakkı, kul hakkı, hayvanat hakkı ve bunların önemini bilen bir müslüman, ben müslümanım dediği halde nasıl olur da güvenilir olamaz?

         Niçin güvenemiyoruz? Niçin güvenilemiyoruz? Hepimiz kendimiz için bunun cevabını aşağıdaki soruları düşünerek verebiliriz.

  • İmanımızda bir zayıflık veya şüphe mi var?
  • İbatlerimizin yapılışında veya niyetlerimizde bir problem mi var?
  • Ahlâk ve güzel ahlâk ilkeleri hayatımıza nasıl yön veriyor?
  • Yaptıklarımızda ve konuştuklarımızda amacımız Allah rızası mı yoksa menfaatimiz mi?
  • Doğru ve yanlışlar karşısında tavrımız hakkâniyete uygun mu?
  • Her yaptığımızı doğru olarak veya kendimizin her şeyi en iyi şekilde bildiğini düşünerek mi hareket ediyoruz?
  •  

          Bir müslüman olarak; imanımız, ibadetimiz, ahlâk anlayışımız, ihlâsımız, doğruluğumuz, korku ile ümit arasında olmamız ve bunlara benzer inanç değerlerimiz olduğu halde güvenilir biri değilsek; bir değil bin kez derin derin düşünmek mecburiyetindeyiz! Unutmayalım ki, biz daha peygamber olmadan önce El-Emin diye bilinen ve kendisine düşmanlarının bile güven duyduğu Hz. Muhammed (s.a.s.)’in ümmetiyiz. O’nu sevdiğimizi, örnek aldığımızı, şefaatine talip olduğumuzu söylüyoruz. O’nu örnek alan bir mü’min nasıl olur da güven duyulan biri olmuyor? Olamıyor? Düşünelim ve içinde yaşadığımız dünyanın en büyük problemi olan şu güvensizlik hastalığına bir çare bulalım. Tabi önce kendimiz için.

          Güven duygusu üzerine bu özet açıklamalardan sonra, güven duygusuna tesir eden bazı hususları hatırlatarak yazımı tamamlamak istiyorum.

  • Bir kişi veya olaya karşı önyargılı olmak güven duygusuna müsbet veya menfî yönde tesir eder.
  • Karşısındaki insana güvenmekte zorluk çeken birisi, karşısındaki kişinin de kendisine güvenmediğini zanneder.
  • Karşımızdaki kişiyi yüzde yüz iyi veya yüzde yüz kötü olarak görmek te güven duygusunu etkiler. İyi zannettiğimiz birinin hataları olabileceği gibi, kötü zannettiğimiz kişinin de bir çok iyi tarafları olabilir.
  • Karşımızdaki kişinin düşüncelerini anlayamamak veya onun düşüncelerini kendimize göre, işimize geldiği şekliyle anlamak ta güven duygusuna tesir eder.
  • Duygu ve düşüncelerin tam olarak izah edilememesi de güven duygusuna tesir eden bir faktördür.
  • Bir yerde konuşulan gizli bir şeyi başka bir yerde söyleyen kişi, kendisinin söylediği gizli bir şeyi başka birisinin de başka bir yerde söyleyebileceği endişesini taşır ve güven problemi ile karşı karşıya kalır.
  • Söylenilenlerin tamamını düşünmek ve anlamak yerine, söylenilen şeyler içerisindeki bir kaç kelimeye takılmak veya o bir kaç kelime üzerinden yorum yapmak ta güven duygusuna tesir eder.
  • Konuşulan husus ne olursa olsun, söylenilenler ile el yüz hareketleri yani jest ve mimikler arasında çelişki veya olumsuz tavır sergilemek te güven duygusunu zedeler.
  • Bir şeyi yapmak-yapmamak, söylemek-söylememek gibi hususlarda tekrar tekrar tenbihte bulunmak, yeminler ettirmek te güven duygusuna tesir eder.
  • Kin, hased, su-i zan, laf getirip götürmek, dedikodu, iftira ve yalan gibi ahlâkî zafiyetler de güven duygusunun zayıflamasına ve yokolmasına sebep olmaktadır.
  • Karşısındaki kişinin kendisine inanmadığını, güvenmediğini hisseden bir kişinin de karşı tarafa olan güveni sarsılır veya azalır, belki hiç güveni kalmaz. 

 ***  ( Bu yazı 2005 yılından önce yazıldı )

Hasan Kuş

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *