Last updated on September 11, 2025
Oruç Ne Demektir? Ne Zaman Ve Niçin Tutulur?
Her yıl Ramazan ayında (29-30 gün) Allah’ın emrini yerine getirmek için sahûr vaktinden iftâr vaktine kadar yeme, içme cinsellik gibi ihtiyaçların terkedildiği bir ibâdettir. Orucun birçok faydası vardır ama en önemlisi Allah’ın bir emri olduğu için yerine getirilmesi ve mükâfatının ne olduğunu ve büyüklüğünü sadece Allah’ın bildiği bir ibadet olmasıdır. İç ve dış organları yanlış ve hatalardan ne kadar uzak tutarsak orucumuz o kadar güzel olur. Gerçek oruç, ağza ve şehevi hislere tutturulan değil, bütün organlara tutturulan oruçtur.
Orucun Faydaları Nelerdir?
Allah’ın rızasını kazandırır. Nefsin terbiye edilmesini sağlar. Oruç ahlâkımızı güzelleştirir. İnsana sabırlı olmayı öğretir. İnsanın sıhhatli olmasını, vücudun dinlenip dengelenmesini sağlar. İnsanda varolan yardım, merhamet ve dayanışma duygularını kuvvetlendirir. Fakir ve muhtaçların durumunu daha iyi anlamamızı sağlar.
İftâr Duâsı Ve Anlamı
İftâr Duâsı: “Allahümme leke sumtü ve bike âmentü ve aleyke tevekkeltü ve alâ rızkıke eftartü.” Anlamı: “ Allahım, Senin rızân için oruç tuttum, Sana inandım, Sana güvendim, Senin verdiğin rızıkla iftâr ettim”.
Oruç Tutmak Kimlere Farzdır? Ne Zaman Niyet Edilir?
Ramazan ayında oruç tutmak âkil (akıllı olan), bâliğ olan(erginlik çağına gelen) kadın ve erkek her müslümana farz olan bir ibâdettir. Ramazan orucuna, akşamdan imsak vaktine kadar niyet edilebilir. Sahura kalkmak niyet sayılır. Kalkamayan, unutan öğlenden önce niyet etmelidir.
Kimler Oruç Tutmayabilir?
Oruç tutamıyacak kadar hasta ve yaşlı olanlar, çocuğunu emzirmek zorunda olan kadınlar, hâmile olan kadınlar, yolculukta bulunanlar yani seferî olanlar daha sonra, Ramazan ayı hâricinde müsâit oldukları zaman kaza etmek şartıyla oruç tutmayabilirler. Kazâ edemeyenler her gün için bir fidye öderler.
Fidye Ne Demektir?
Ramazan orucunu mazereti sebebiyle Ramazanda tutamayan kişi; orucu kazâ edemeyecek derecede yaşlı veya hasta olursa, orucunu kazâ edemeden vefât ederse; bu kişilerin üzerlerindeki oruç borcunu düşürmek üzere fakirlere verilen paraya Fidye denir. Tutulamayan her oruç günü için bir fidye verilir. Bir ay tutamamış olan bir aylık, on gün tutamamış olan da on günlük fidyeyi fakirlere verir. Bir günlük fidye miktarı bir kişinin sabahlı akşamlı karnını doyurabilecek miktardır veya bir kişinin günlük gıda ihtiyacını giderecek miktardır. Bu miktar, Fitre ile aynı orandadır. Bu miktar ülkelere ve çevrenin ekonomik şartlarına göre farklı olabilir. Bir kimse nerede yaşıyorsa oranın fidye bedeline göre ödemelidir. Göndereceği yerde fidye bedeli daha ucuz diye oradaki fidye miktarına göre hesaplayıp vermek doğru olmaz, böyle yapılırsa yaşadığı yerdeki bedel ile ödediği bedel arasındaki fark, kendi üzerinde borç olarak kalır. Belçika için bir fidye bedeli ortalama bir kişinin sabahlı akşamlı yiyecek hesabına göre 5-6 euro veya belirli gıdalar üzerinden yapılan hesaba göre ortalama 10 Euro’dur. Dileyen bu miktarların üzerinde verebilir. Kaza borcu çok olanlar için düşük olan hesap ödemede kolaylık sağlamaktadır.
Bir Kimse Tutamadığı Oruçlar İçin Hemen Fidye Ödeyebilir mi?
Bir kimse tutamadığı oruçların yerine maddi durumu iyi olduğu için hemen fidye ödeyerek oruç borcundan kurtulma gibi bir yola düşmemelidir. Önce oruçlarını kazâ etmeye çalışacak, eğer oruç tutmasına engel olabilecek dinen bir mazereti varsa ondan sonra fidye vermek suretiyle borçtan kurtulacaktır. Oruç tutma imkânı olduğu halde fidye öder ve oruç tutmazsa; verdiği para oruç fidyesi olmaz, normal bir sadaka olur ve orucun vebâli de boynunda bir borç olarak kalır.
Orucu Bozan Şeyler Nelerdir? Kaza Ve Keffâret Gerektiren Durumlar Hangileridir?
a)Bile bile yemek, içmek, cinsel ilişkide bulunmak orucu bozar. Bile bile kasden orucu bozan hem kaza hem de keffâret orucu tutar.
b) Vücudun dışından (veya tabii yollardan) vücuda giren her şey orucu bozar. Burna ve kulağa ilaç akıtmak, abdest alırken ağız veya burundan boğazına istemeyerek suyun kaçması, imsak girdiği halde vakit vardır diyerek yemeye devam etmek, iftar olmadan oldu zannederek orucu açmak, kendi isteği ile kendi kendine kusmak orucu bozan şeylerdir. Bir hata, yanılma ve mecburiyet karşısında orucunu bozan, orucu bozulmuş olan kişi sadece orucunu kaza eder.
Orucun Keffâreti Ne Demektir?
Bile bile, kasden orucu bozmanın cezası (keffaret orucu); iki ay hiç ara vermeden oruç tutmaktır. Keffâreti tutan kişi ara verirse, yeniden yani birinci günden başlar, tuttukları nâfile yerine geçer. Kadınların özel halleri araya girince bu zaruret olduğu için yeniden başlamazlar. Fakat temizlendikleri andan itibaren ilk imsak vakti ile kaldıkları yerden keffârete devam etmelidirler. Eğer temizlendikleri halde bir gün ara verir veya başlamayı geçiktirirseler onlar da birinci günden diye sayarak keffârete yeniden başlarlar. Keffâret yani hiç ara vermeden 60 gün veya iki ay oruç tutmak, orucu bilerek bozmanın cezasıdır. Bozduğu gün için de güne gün oruç tutacaktır. (2 ay + bozduğu gün sayısı.)
Orucu Bozmayan Şeyler Nelerdir?
Unutarak yemek-içmek, kan vermek, koku koklamak, vücuduna krem veya yağ sürmek, yıkanmak, uyurken ihtilam olmak, kan vermek, kendi tükrüğünü yutmak, kendi isteği olmadan ağzına toz veya duman girmesi orucu bozmaz. Kendi isteği olmayarak elinde olmayarak kusmak, göze ilaç damlatmak, kulağa suyun kaçması da orucu bozmayan şeylerdendir.
ZEKÂT VERMEK
Zekât Ne Demektir?
ZEKÂT: İslâm’ın beş şartından birisi de zekât vermektir. Zekât; artmak, çoğalmak, bereket, arınmak, temizlik gibi manalara gelir. Fıkhî manası ise; zarûrî ihtiyaçlarının hâricinde, nisâb miktarı para veya mala sahip olan kişinin yerine getirmesi gereken mâlî bir ibâdettir.
Zekât, mal ile yapılan bir ibâdettir. Aslî ihtiyaçlar dediğimiz; yeme, içme, giyinme, barınma vb. masraflardan sonra elde kalan para veya altın nisâb miktarını (dinimizce belirlenmiş olan zenginlik ölçüsünü) tutuyor veya geçiyorsa bu kişiye zekât vermek farzdır. Nisab miktarı 86 gr. altın veya onun karşılığı olan paradır.
Zekâtı Verilmeyen Bir Malın Veya Paranın Durumu Nedir?
Zekâtı verilmeyen bir malın veya paranın içerisine pislik bulaşmış olur. Çünkü zekât Allah (c.c.) tarafından fakir olan müslümanlara tanınmış bir haktır. Zekât zengin müslüman için malının pisliğidir. Fakir olan müslüman için ise bir sevinçtir, nîmettir. Zekâtını vermeyen kişi kul hakkı yemiş olur. Çünkü zekât, fakir-fukaranın ve muhtaç olanların hakkıdır.
Zekâtın Faydaları Nelerdir?
Allah için fedakârlık yapmayı sağlar. Borçtan kurtulup Allah’ın rızasını kazanmayı sağlar. Allah’ın verdiği zenginliğe karşı bir teşekkürdür. İnsanı cimrilikten kurtarır ve cömertliğe alıştırır. Malın artmasına ve bereketlenmesine vesile olur. Şefkât, merhamet ve yardımlaşma duygularını güçlendirir. Zengin ile fakirlerin yakınlaşmasına ve kaynaşmasına sebep olur. Aradaki hased ve fesad duyguları aradan kalkar.
Zekât Kime Farzdır?
Zekât, akıllı olan, büluğ çağına ermiş olan, hür olan ve zarûri ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra dînen zengin sayılan (nisâb miktarı mal veya parası olan) kadın-erkek her müslümana farzdır.
Nisâb Miktarı Ne Demektir?
Dînen zengin sayılma ölçüsüdür. Bir kimsenin zarûrî ihtiyaçlarının dışında 86 gr. altın veya bunun değerinde nakit parası varsa bu kişi dînen zengin sayılır ve o kimsenin zekât ödemek gerekir, farzdır.
Zarûrî İhtiyaçlar Nelerdir?
Bir insanın oturduğu evi, giyecek eşyası, yiyecek ve içeceği, yakacağı, bineceği arabası zarûrî ihtiyaçları oluşturur. Ayrıca bir meslek sahibinin mesleğini icrâ etmek için kullandığı eşyaları, ilim sahibinin kitapları da zarûrî ihtiyaçlardandır. Bu zarûrî ihtiyaçların karşılanmasında orta yol ölçü alınır. Lüks sınıfına girenler için, normalinden fazla olan değerinin yani lükse giren kısmının zekâta tâbî olduğunu söyleyen âlimler vardır.
Zekât Kimlere Verilir?
Zekât, fakir fukaranın hakkıdır. Fakirlere, yoksullara, yolda kalmış olanlara, Allah yolunda olanlara, ilim tahsil eden talebelere verilir. Zekât, cami, okul, yol yapımı veya herhangi bir dernek veya vakfın harcamalarını karşılamak için kullanılamaz. Eğer bir vakıf veya derneğe veriliyorsa o kuruluşun ihtiyaçları için değil; o kuruluş vasıtasıyla muhtaç olan insanlara ulaştırılsın diye verilir. Zekât, muhtaç olan fakir-fukaranın ihtiyaçları için harcanır. Zekât verilirken, muhtaç durumda olan akrabalardan başlamak tavsiye edilmiştir.
Kimlere Zekât Verilmez?
Anne-babaya, dede ve neneye, eşler birbirlerine, kendi çocuklarına, zengin olanlara, müslüman olmayanlara zekât verilmez.
Zekât Ne Zaman Verilir?
Zekât, yılda bir sefer zengin müslümanlarca yerine getirilmesi gereken bir ibadettir. Geciktirilmesi doğru olmaz. Hesabı yapılarak önceden verilebilir. Daha sonra normal verme zamanı gelince hesabını yeniden yapar, az vermişşe verilmeyen miktarı hesaplar ve zekât olarak verir. Eğer fazla vermişse isterse bunu sadaka olarak bağışlar, isterse gelecek senenin zekâtına sayar ve gelecek yıl zekâtını verirken hesabını yapar, ödemesi gereken meblağdan bu fazlalığı düşer ve geriye kalan kısmı zekât olarak öder. Zekâtı ödemek için belirli bir zaman yoktur. Fakat ne zaman veriliyorsa, her yıl aynı zamanda verilmeli ki zekâtta bir gecikme olmasın.
Genelde Ramazan ayında verilmekte ve böylece unutma ve gecikme problemi yaşanmamaktadır. Ayrıca Ramazan Bayramından önce fakir-fukara ve muhtaçlar sevindirilmek suretiyle onlara ikinci bir bayram sevinci yaşatılmaktadır.
Zekât Nelerden Verilir? Zekâta Tâbi Olan Mallar Nelerdir?
Zekât; para, altın, gümüş, ticaret eşyası, hayvanlar, madenler, defineler ve tarım ürünlerinden verilmektedir.
Tarım ürünleri dışındakilerinin üzerinden bir yıl geçince zekât gerekir fakat tarım ürünlerinden verilen zekât için yani öşür için bir sene geçmesi beklenmez. Mahsül tarladan çıkarıldıktan sonra ambara koymadan veya satmadan önce öşür tesbit edilir ve fakirlere verilir.
* Para, altın, gümüş, ticaret eşyasından 40’ta bir yani % 2.5;
* Tarım ürünlerinden duruma göre 10’da bir yani % 10 veya 20’de
bir yani % 5;
* Define ve madenlerden 5’te bir yani % 20 zekât ödenir.
Hayvanların zekâtındaki nisâb miktarı hayvanların cinsine göre değişir. Sadece hayvancılıkla geçinen kişinin hayvanları için şu nisâblar geçerlidir: Küçükbaşlar 40, büyükbaşlar 30, develer 5 adet olunca zekâta tâbi olurlar.
Bir Kişiye Zekât Ne Zaman Farz Olur?
Zekât verecek olan kişinin zekât vermesi için, zengin olduğu andan itibaren üzerinden bir yıl geçmesi gerekir. Daha önce zekât verecek durumda olmayan bir kişi, eline geçen mal veya para ile dînen zengin sayılan seviyeye geldiğinde hemen zekât vermez. Bu zengin oluşunun üzerinden bir yıl geçtikten sonra zekâtla mükellef olur. Zekât vermeye başladıktan sonra ise, eline geçen şeylerin üzerinden bir yıl geçmesini beklemez. Bu yıl zekât vermiş olan kişi, gelecek sene zekât verme zamanı geldiğinde elindeki mal veya para nisâb miktarının altına düşmüşse ona zekât gerekmez. Ama nisâb miktarı mal veya paraya sahipse zekât vermesi gerekir. Sene içindeki artış ve eksilmeye itibar edilmez. Zekât verme zamanı gelince elinde olanların hepsinin hesabını yapar ve % 2.5’ğunu zekât olarak verir. Ayrıca kişi her eline geçenin üzerinden bir sene geçmesini beklerse zekât işi iyice karışır. Onun için kural; önceki yıl zekâtla mükellef olan kişinin bu yıl geldiğinde de zekâtla mükellef ise, zekât vereceği zaman elinde olanların hesabını yapıp zekâtını vermesi şeklindedir. Bu aynı zamanda fakirin lehine olan bir durumdur. Elinde hem altın, hem de para olan kişi bu ikisini ortak bir değerde toplar, meselâ paraya çevirir ve % 2.5’ğunu zekât olarak verir. Sadece altını veya sadece parası varsa o zaman onun % 2.5’ğunu zekât olarak verir.
Ticaretle Uğraşanlar Zekâtlarını Nasıl Hesaplar?
Ticaretle uğraşanlar elindeki demirbaş eşyalar (nakliye aracı, raflar, eşya konulan dolaplar gibi kendiyle ticaret işi gerçekleştirilen araç – gereçler) hariç; bütün ticaret eşyalarının dökümünü çıkarırlar ve bunların bedelini tespit ederler. Varsa borçlarını ve dükkân giderlerini de (kira, vergi, elektrik-su telefon parası ve personel giderleri v.b.) hesap ederler. Tespit edilen ticaret eşyalarının bedelinden bu giderler düşülür ve kalan miktar nisâb miktarına ulaşıyorsa, bu kalan miktarın % 2.5’ğunu zekât olarak verirler.
Borcu Olana Zekât Ödemek Gerekir mi?
Borcu olana zekât düşmez. Ama borcu olur, elinde de zarûrî ihtiyacının dışında birikmiş parası veya malı olursa bakılır; eğer elinde olanlar borcunu karşılamaya yetmiyorsa zekât gerekmez. Elinde olan borcunu kapatmaya yetiyor ve nisâb miktarı veya daha fazla kalıyorsa, kalan bu miktarın % 2.5’ğunu zekât olarak vermek gerekir. Eğer elindeki ancak borcu kapatmaya yetiyorsa bir şey vermesi gerekmez.
Borçlar bu hususta ikiye ayrılır: Birincisi, herhangi bir kimseden alınan ve ilk fırsatta ödenecek olan borçlardır. Halk arasında ‘el borcu’ diye söylenilir. Bu borç ne kadar olursa olsun, bir an önce veya ilk fırsatta zaman belirlemeksizin ödemek niyetiyle alındığı için, zekât hesaplanırken tamamı borç hanesine yazılır.
İkincisi: Bir kişi veya kuruluştan alınan ve belirli bir plan içerisinde aylık veya yıllık olarak belirlenen bir meblağı ödeyerek, alınan borcun geri ödemesi yılları bulan borç. Bu borcun ev, araba, seyahat, ticaret …..vb., olması farketmez. Borç borçtur ve burada önemli olan borcun alınırken geri ödemesinin yıllık veya aylık dilimler içerisinde uzun bir zamana yayılmış olmasıdır. (Alınan borcun faizle ilgisi ve dini hükmü konumuz dışında olup, faizli muamelelerin ayrıca ele alınması gerekir. Borçları genel olarak ele alışımız ve faiz konusuna temas etmeyişimiz, zekât hesabı yapılırken hangi borç ne kadarıyla zekâtta dikkate alınır konusunu açıklamak içindir. İçine haram karışan borcun geri ödenmesinden başka, haramlılık yönünden de kişinin ahirette bu hususla ilgili olarak hesaba çekilmesine sebep olacağı unutulmamalıdır.) Bu ikinci şıktaki gibi borç sahipleri, borçlarının tamamını değil, sadece bir yıl içerisinde ödeyeceklerini borç hanesine yazarlar. Çünkü zekât bir yıl için hesaplanır ve yılda bir kez verilir. Bir yılın bilançosu olduğu için her yıl ödenecek borç ne kadarsa, o kadarı borç hanesine yazılır.
Özetlersek: Zekât hesabı yapılırken geri ödemesi yıllara yayılmış olan borcun sadece bir yıl için olacak ödemesi borç olarak dikkate alınır. Borç alınırken belirli bir zaman söylenmez ve her yıl belirli bir miktar ödenmesi gibi bir şey konuşulmazsa alınan borcun tamamı zekât hesabı yapılırken borç hanesine yazılır.
Ödünç Veya Emanet Olarak Borç Veren Kişiye Borç Olarak Verdiği Bu Paranın Zekâtı Gerekir mi?
Birine ödünç vermiş olan yani emanette parası olan ne yapacak? Verdiği borcu kesin olarak geri alacağından eminse, her yıl bu parasını da elinde olan para ile beraber hesaplayıp zekâtını verir. Parayı geri alacağı şüpheli ise muhayyerdir. İsterse zekât hesabını yaparken bu parayı da hesaba katar ve zekâtını verir. İsterse parayı geri alıncaya kadar onun zekâtını vermez. Fakat parasını borç verdiği kişi geri iâde ettiği zaman, üzerinden kaç yıl geçmişse her yıl için ayrı ayrı hesab edip zekâtını vermesi gerekir.
Zekâtın Verilme Şekli Nasıl Olmalıdır?
Zekât verirken buna niyet ederiz. Kalben niyet yeterlidir. Muhtaç ve fakirleri rencide etmeden verilmelidir.
Mânen incinme ihtimali varsa verdiğimizin zekât olduğunu söylemeye gerek yoktur. Böyle bir ihtimal yoksa söyleyebiliriz. Çünkü zekâtın uygun olmayan yerlere harcanmaması gerekir. Bu zekâttır onun için zarûri ihtiyaçları giderin, zekâtı haram ve mekruh şeyleri almak için kullanmak doğru değildir, denilebilir. Bu şekilde söylemeyi yadırgamayalım çünkü zekâta muhtaç olup, zekâtla ilgili dîni bilgiden mahrum insanlar da vardır.
Ayrıca bir kişiye zekât verilince onu, evinin ihtiyacı için değil de kendi zevki veya haram, mekruh olan bir şey için kullanacağına eminsek ona vermemeliyiz. O kişinin eşine veya onlara gerekli ihtiyaçlarını alıp verebilecek bir şahsa vermeli ve gerektiğinde ondan istemelerini veya o şahsın zaman zaman onların ihtiyaçlarını gidermesi hususunda gerekeni yapmasını söylemeliyiz.
Zekât bir kişiye verildiği gibi birden fazla kişiye de bölüştürülüp verilebilir. Fakat muhtaç olanların yükünü hafifletmek için bir kişiye vermek daha uygundur. Meselâ, 300 Euro’yu üçe dörde bölmek yerine bir kişiye vermek gibi. Bu husus zekât verenin tercihine kalmıştır. Zekât vermeye muhtaç olan yakınlardan başlamak daha uygundur.
SADAKA-İ FITIR (FİTRE)
Fitre Ne Demektir? Ne Zaman Verilir? Kimlere Vâciptir?
Ramazan ayı içerisinde veya en geç bayram namazından önce verilmesi gereken ve halkımız tarafından Fitre olarak bilinen ve vâcip olan bir sadakadır. Fitre, oruçtaki eksikleri tamamlayan, orucun kabulünü hızlandıran ve belaları defeden özellikleri birarada topladığı için normal sadakadan ayrılır.
Nisab miktarı mala sahip olan bir müslümanın kendisi ve bakmakla yükümlü olduğu eşi ve çocukları için fitre vermesi vaciptir. Ramazan’da doğan bebek için, aklî dengesi yerinde olmayanlar için bile fitre ödemek gerekir. Oruç tutamayanlar da fitre vermekle yükümlüdür. Kişi anne-babasının fitresini vermekle yükümlü değildir. Fakat onların müsâadelerini alarak fitrelerini verebilir.
Fitre Vermek İçin Dînen Zengin Sayılma Ölçüsü Olan Nisâb Miktarı Üzerinden Bir Sene Geçme Şartı Var mıdır?
Fitre vermek için elde olan nisâb miktarı para veya malın üzerinden bir yıl geçme şartı yoktur. Bayramdan bir gün önce fakir olan kişinin eline nisâb miktarı mal veya para geçerse bu kişiye fitre vacip olur.
Fitrenin Miktarı Ne Kadardır?
Fitre ve Fidye hesabı iki şekilde yapılır. Birincisi buğday, arpa, hurma ve incir gibi gıda maddeleri üzerinden kişinin durumuna uygun olanın üzerinden yani daha çok tükettiği cinse göre hesaplanmasıdır. İkincisi ise ailede kişi başına düşen günlük (sabahlı – akşamlı) yiyecek miktarına göre hesaplanmasıdır. Belçika için fitre miktarı birinci hesaba göre ortalama 10 Euro, ikinci hesaba göre ise 5-6 euro olarak tespit edilmiştir. Fakat ortalama olarak 10 Euro olarak verilmesi daha uygundur. Dileyen 12, 15 Euro veya daha fazla verebilir.
Fitre için imkan nisbetinde fazla vermek daha uygundur. Fakat üzerinde hayli kaza veya keffaret borcu olup tutmaya güç yetiremeyenler ve bu borçlarını fidye ile ödeyecekler için, ikinci şekildeki hesaplama, ödeme açısından daha kolay bir imkan sunmaktadır.
Fitre Kimlere Verilir?
Fitre, zekât verilen kimselere verilir. Herhangi bir kurum veya kuruluşa veya camiye verilemez. İsteyen istediği yere yardım edebilir, etmelidir de. Ancak zekât ve fitrenin kimlere verileceği dinimizce belirlenmiştir. Bunlar da fakirler ve muhtaçlardır. Bir kuruluş veya cami Fitre topluyorsa bunu kendi ihtiyaçlarını gidermek için kullanamaz. Ancak fakir ve muhtaçlara dağıtmak için toplayabilir ve topladığını veya fakirlere verilmek üzere kendisine teslim edilen zekât veya fitreleri muhakkak fakir ve muhtaçlara ulaştırmaları gerekir.
*** ( Bu yazı 2005 yılından önce yazıldı )
Hasan Kuş